Bugun...


Süleyman Can


Facebookta Paylaş









MAHALLE KÜLTÜRÜ
Tarih: 06-08-2020 13:34:00 Güncelleme: 06-08-2020 13:34:00


Günler gelip geçmekteler,

Kuşlar gibi uçmaktalar’der  Aziz Mahmut Hüdai

Bazen önümüze katılmış yarış atları gibi koşuyor günlere yetişmekte zorlanıyoruz. Uzun muannit (inatçı) bir bahar ve evlerde geçen virüslü günlerden sonra inşallah atlattık diyelim.

Halden bilmek ve halden anlamak üzerine bir iki kelam etmektir niyetimiz.

Geçmişin insanları, anne babalarımız, dede veya ninelerimiz yaşamın ustasıydılar nerde nasıl konuşacaklarını, kime nasıl davranacaklarını ve en önemlisi yaşadıkları mutluluklara, hüzünlere sevinçlere nasıl tepki vereceklerini çok iyi biliyorlardı. Bir ötekinin yaşadığı soruna nasıl çözüm bulacaklarını çok iyi anlarlardı. 

Eskiler halden bilmeyi, halden anlamayı çok önemsiyorlardı. Başkasının derdini sahiplenmeyi önemserlerdi. İşte mahalle kültürü dediğimiz şey bizim için aslında dertlerin, sevinçlerin, hüzünlerin sıkıntıların görüldüğü ve çözümünün bulunduğu yerdi. İnsanlar aynı sokağı paylaşmakla beraber, aynı sevinci, aynı kederi, aynı hüznü, aynı mutluluğu, derdi, tasayı gam ve kederi da paylaşırlardı. Yani mahallede herkes hayatını paylaşıyordu. Mahallenin insanlara yaydığı bir esenlik hissi bir saadet hissi vardı. Ne kadar tasanız derdiniz olsa bile o dert, keder sıkıntı paylaşıldığında azalıyordu. Bizim medeniyetimiz buydu kişi, fert, insan kendi için yaşamazdı, ben yoktu lügatlerimizde biz vardı. Benlik düşüncesine dalmazdık. İşte Mahalle buydu. Paylaşılma merkeziydi. Mahallede yaşayanlar halden anlarlardı.

Batı medeniyeti ve batı toplumlarına baktığımızda %90 ailelerinin dışında itimat ettikleri ve itimat edebilecekleri bir varlık tanımlayamamışlardır. Batı toplumunda sadece aileye itimat gelişmiştir. Sırdaşı, derttaşı hep aile içinde olmuştur. Bu aslında büyük bir yoksullaşma demektir. Toplumun, cemiyetin tükenmesi anlamına gelmektedir. Aslında evin içine çekilmek de kurtarmıyor. Çünkü evde artık bir mahremiyet alanından çıkmış durumda hane halkı bile odalarına çekilmiş kendi takılı fişlerinin vermiş olduğu hayatı yaşıyorlar.  Yabancı bir yazar bu duruma

artık insanlar homo globasisiz” diye tabir edilmekte.

Yani her bir fert veya birey küresel bir yurttaş, küresel bir insanız. Hepimiz bir fişe bağlı yaşıyoruz. Cihazlarımızı bir fişe taktığımızda aynı tarzda düşünüyoruz, aynı tarzda tüketiyoruz ve aynı hislerle yaşıyoruz. Bu yüzden mahalle bizim için yerellik demektir. Yüzyıllardır akıp giden, geleneği göreneği olan ve toplumu inşa eden değerlerdir, mahalle

Ama bizler fişi taktığımız anda maruz kaldığımız küresel saldırıya karşı bizlerde defans yaratacak, savunmaya geçirecek bir mevzinin olması gerekmektedir. Her ne kadar modern yaşam, hayatlarımıza girse de bu mevziler bizi koruma kalkanına almaktalar.

Mahalle hangi değerler üzerine kurulduysa, bizler o değerler içinde yaşıyor ve birbirimize sahip çıkıyoruz. Modernizim bireyi insanı tekilleştirmek onu kendi başına bir birey yapmak için kurulan bir senaryodan ibarettir. Küreselleşme veya küreselleştirme bunu arttıran bir olgudur. Önce geniş ailelerimizden izole edildik, mahallelerden koparıldık, komşularımızdan izole olduk. Şimdi ise aile bireylerimiz hane halkı kendi içinde izole olma yolunda. Bunu yaparken insanda var olan çokta hoşlanmadığımız, inancımızın bu duruma “Tecessüs” yani içgüdümüze hitap ederek yeni tek başına hayatı yaşayan nefsi istekler için bir düzen oluşturan yeni bir birey inşa ediyor.

Evet, mahallelerimiz fiziksel bir yapıdır. Lakin mahalleyi belli bir ruh ve zihin yapısındaki insanlar inşa ettiler. Yani mahalle insanı inşa eder. Mahalle, mekân insan ürünüdür. Siz mekân inşa edersiniz belli değerler çerçevesinde ama insan olmadan mekân insan inşa etmez.

William Churchill’e atfedilen bir söz vardır “biz binaları, mahalleleri, şehirleri inşa ettiğimizi zannettik, lakin şehirler bizi inşa etti.” Bu söze katılmak veya katılmamak hangi durakta durduğunuza bağlı, şehir bizleri inşa etmiyor. Şehirde yaşayanlarla beraber mekân sizi inşa ediyor. Bir medeniyet tasavvuruna sahip bir grup insanın kurguladığı bir mekân ürettiklerini düşünün buraya şehir, kasaba veya mahalle diyelim buraya gelen nesiller ister göçle gelsin, isterse doğarak gelsin, bu alanda hem mekânı görüyorlar hem de hayatı görüyorlar. Ve insan yetişiyor. Sade mekânı görerek insan yetişmemektedir, hayatı görmesi gerekiyor. Hayatı deneyimlemesi lazım bunu yapamadığı zaman, mesela hepimiz çevremizde şehirlerimizde eski medeniyetlere dair antik şehirleri görüyoruz. Ama o hayat artık yok, bu şehirlerin birçok şeyini özlüyoruz. Bir iki festival, tragedya yapıyor ve bitiyor. Hayat ve mekan insanı inşa ediyor. İnsan olduğu sürece mekan inşa edilir.

Eyer sadece kitapla ortaya çıkarsanız oda olmaz. İslam nazarıyla baktığımızda eyer kitapla bir şey olsaydı Cenabı Peygamberimiz ve diğer tüm peygamberlerin olmaması lazımdı. Bizim cinsimizden, bizimle beraber oturan, bizimle beraber yiyen içen, ticaret yapan, ızdırap çeken insanlar yolluyor Yüce Yaradan ve kitap yolluyor. Uygulama eşliğinde insan insanla yetişiyor.  O yüzden bizim büyüklerimiz hal ehli olmayı tercih etmişlerdir. Oturmasını, kalkmasını bilen, büyükle büyük, küçükle küçük olan bu insanlar halleriyle insan terbiye eder ve yetiştirirler. Bu yüzden mahalle köktür. Örneğin yeni kurulan siteler, devasa bloklar rezidanslar kuruluyor lüks bloklar yapılıyor.  İnsanoğlunun bu gri soğuk betonlar arasında komşuluk yapmaları çok zor.  Hepimiz çok devasa kibrit kutularında birbirimize değmeden yaşıyoruz ve bu mimari kendine mahsus bir kişilik tipi ortaya çıkarıyor.  Bu kişilik tipine baktığımızda sosyal ortam da rekabetçi bir iş ortamı var. Yabancılaşma ve anksiyete var. İnsanoğlu geleceğinden tam emin olmadığı için yalnızlık duygusundan mütevellit bir şekilde hepimizde yoğun bir endişe var. Panik atağın günümüz hastalığı olmasına hiç şaşmamak lazım, çünkü köksüzlüğün hastalığıdır. İşte insanın kurduğu mahalle bir köktür değerlerin, geleneğin inancın köküdür. Paylaşımın olduğu benlik duygusundan sıyrılıp biz olabildiğimiz yerdir. Bir yere kök salamamanın hastalığıdır. Artık insanoğlu bireyselleşiyor ve çevresine, toplumuna, komşusuna, işlerine, tabiata yabancılaşıyorlar en önemlisi kendimize yabancılaşıyoruz. İnsan kendine yabancılaşırsa Rabbine de  da yabancılaşır. En tehlikeli yer burasıdır.

Mahalle insan yetiştirir ve bu insanlar yetiştiği değerler ölçüsünde başka mahalleleri inşa eder. Döngü gibi sürüp gider.

Selam ve dua ile

 



Bu yazı 2966 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

ÇOK OKUNAN HABERLER
YAZARLAR
FOTO GALERİ
  • ADALET
    ADALET
  • Osmanlı Padişahları yeniden çizildi.
    Osmanlı Padişahları yeniden çizildi.
  • Bebişler
    Bebişler
  • Yurdum İnsanı
    Yurdum İnsanı
  • FANTASTİK
    FANTASTİK
  1. ADALET
  2. Osmanlı Padişahları yeniden çizildi.
  3. Bebişler
  4. Yurdum İnsanı
  5. FANTASTİK
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
  • AK Parti'den "Canımın içi Türkiyem" klibi
    AK Parti'den
  • Ahmet Özdemir, TBMM Genel Kurulunda konuştu
    Ahmet Özdemir, TBMM Genel Kurulunda konuştu
  • Sarı yelekliler Apple store'u yağmaladı
    Sarı yelekliler Apple store'u yağmaladı
  • Kahramanmaraş'ın turistlere "GEZEDE" uygulaması
    Kahramanmaraş'ın turistlere
  • Brezilyalı pilot 18 bin fitte müslüman oldu
    Brezilyalı pilot 18 bin fitte müslüman oldu
  • İtfaiyede defile tepkilere neden oldu
    İtfaiyede defile tepkilere neden oldu
  1. AK Parti'den "Canımın içi Türkiyem" klibi
  2. Ahmet Özdemir, TBMM Genel Kurulunda konuştu
  3. Sarı yelekliler Apple store'u yağmaladı
  4. Kahramanmaraş'ın turistlere "GEZEDE" uygulaması
  5. Brezilyalı pilot 18 bin fitte müslüman oldu
  6. İtfaiyede defile tepkilere neden oldu
VİDEO GALERİ
YUKARI